Alsancak'ta kafeler iki belirgin tarafa ayrılır: bir tarafta "uzmanlık" mekanları — menülerinde filtre, Aeropress, Chemex gibi demleme yöntemleri yer alır, baristaya çekirdek menşeini sorabilirsin, masaya ya pour-over bir tabakla gelir ya da espresso çift olarak servis edilir. Öbür tarafta "rahat oturma" mekanları — menüsü daha sade, espresso temelli üç-dört seçenek, vurguyu içeceğe değil masada geçirdiğin süreye verir, koltuklar yumuşak, müzik daha lounge.
İki uç da meşru. İki uç da iyi yapılabilir. Ama farklı bir müşteriyi karşılarlar. Uzmanlık kafesine uzun süre oturup laptop açmak biraz tuhaf görünür — orası içecek üstüne sohbet eden bir mekan, çalışmak için değil. Rahat oturma kafesine "sen hangi çekirdeği kullanıyorsun" diye sormak da pek mantıklı değil; oradaki cevap muhtemelen tek bir kelime: "iyi" olacaktır.
Alsancak'ta hangi tarafın baskın olduğunu sokakta yürürken birkaç dakikada anlarsın. İlçenin merkez caddesinde gezinirken sokak vitrinine bakıp menü sözcüklerini sayarsan: "single origin", "Etiyopya", "filtre" gibi sözcükler çoksa uzmanlık tarafı baskın. "Latte", "mocha", "kahve & tatlı menüsü", "kahvaltı tabağı" gibi sözcükler çoksa rahat oturma tarafı baskın. Basit ama işe yarayan bir filtre.
Sana faydası: hangi modda olduğunu önceden bilmek, doğru tarafa girmeni sağlar. Uzmanlık tarafına gidip uzun süre oturmak istemiyorsan, oraya gitme. Rahat oturma tarafına gidip "Kenya AA'dan haber var mı" diye sormak istiyorsan, başka yere git.
Sonuç: Alsancak'ta kahve seçmek iki adımlık karardır. Önce hangi modda olduğunu sor, sonra zarı at. Bu sırada gidersen, pişmanlık oranı düşer. Tersi sırada gidersen, hep doğru kahve, yanlış mekan hissi yaşarsın.